PostHeaderIcon BAĞLI KOKOREÇ-TAVAS(DENİZLİ)

Kokoreç, KO-KO-REÇ, KO-KO-KO-KO sensiz olmaz diye Mirkelam’ın şarkı sözleriyle giriş yapmak istedim. YOL HİKAYELERİ kategorisine ilk eklemek istediğim KOKOREÇ yani en sevdiğim şey yemek yemekten başlamak oldu. Parmaklarım, beynimden önce davrandı ve başlığı atıverdi 🙂 KOKOREÇ. Kiminizin “ıyyyy”, kiminizin “oyyyy” dediğini duyar gibiyim.

İlk kokoreci  üniversite üçüncü sınıftayken yemiştim ve keşke daha önce tadına baksaydım diye çok hayıflanmıştım. O gün bugündür menümden ve özel günlerden eksik kalmaz. Hapur hupur yiyenlerdenim. Eminim ki her şehrin, her bölgenin kendine has en iyi yapan yerleri vardır. Ben bir besmele çekip haydi bir yerden başlamak adına ilk durak olarak BAĞLI KOKOREÇ-TAVAS/DENİZLİ seçtim. DEVAMINI OKU »

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedintumblrmail

PostHeaderIcon YOL HİKAYELERİ

HERTELDEN.XYZ olarak; bloğumun adının hakkını vermeye çalışıyorum. Ordan, burdan, şurdan aklımda kalanlar, sizin de aklınızda kalsın diye yani her telden sizlerle yazılar yayınlayıp fikir alış verişi için çabalıyorum. Konu etiketi olarak yeni bir kategori başlığı adı altında gezdiğim-gördüğüm yerleri, yediğim-içtiğim yemekleri tecrübe edindiğim durumları paylaşacağım. Konu başlığım “YOL HİKAYELERİ“…

İki bebeğim var ve hak verirsiniz ki öyle başımı alıp gidemiyorum. Ancak kendime, eşime, aileme ve arkadaşlarıma da vakit ayırıyorum ki kendi benliğimden vazgeçmemiş oluyorum. Ruhumu beslemeyi ihmal etmiyorum. Ne kadar sıklıkta diye merak edenler için; her an değil! DEVAMINI OKU »

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedintumblrmail

PostHeaderIcon KAPININ ARDI…

Siyah kapı, beyaz kapı, oranj kapı, süslü kapı, süssüz kapı, altın kapı, gümüş kapı, tokmaklı-tokmaksız kapı ne fark eder ki hepsi kapı değil mi? Her kapının ardında yaşanmışlıklar yok mu? Her kapının ardında bin bir çeşit yaşam yok mu? Ha öyle ha böyle kapı… Önemli olan o kapıların ardında ki GERÇEKLER değil mi?!!!…

Kapıların ardında yaşananları; iyisiyle, kötüsüyle bizler var etmiyor muyuz? Mutluğu-mutsuzluğu, sevinci-üzüntüyü, şiddeti-sevgiyi, istismarı-sahiplenmeyi bizler var etmiyor muyuz? Seçim şansı önümüze altın tepsi ile sunuluyor. Yoksa kura mı çekiyoruz; acaba bugün nasıl yaşasak, nasıl davransak, ne yapsak! Canım sıkılıyor dur birisinin ağzını burnunu kırayım da sıkıntım geçsin diye mi ŞİDDET UYGULUYORUZ ve altın tepsideki ŞİDDETİ Mİ seçiyoruz!!! Peki peki ya çocuk istismarları, ya da tecavüz ya da ya da dur dur dilimin tam ucunda ama acaba hangisini yazsam buraya ki…!!! Şuan çok farkındayım bozuk cümleler, anlamsız anlamlar yüklü kelimeler ile yazıyorum. Çünkü şuan ne düşünüyorsam parmaklarım klavyenin üzerinde ona göre dolaşıp “TIK TIK TIK ” SESİNİ ÇIKARIYOR VE YAZMIŞ OLUYORUM. Anlayacağınız bu yazımda ne noktalama işaretlerine ne de dilbilgisine ya da ya da yazım yanlışlarına takılmıyorum. Kapıların ardında neler neler oluyor bir çırpıda yazmak istiyorum. DEVAMINI OKU »

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedintumblrmail

PostHeaderIcon FALA İNANMA! FALSIZ DA KALMA :)

Fala inanma, falsız da kalma 🙂 Bildiğim ve anladığım tek fal TAROT KARTLARI ile bakılan fal. Tarot kartlarına sempatim de iskambil kağıtlarına benziyor olması 🙂 İskambil kağıtları ile oynanan bir çok oyunu bilmem ve ilgi duymam, tarot kartlarını sevmeme ve anlamama yardımcı oldu. Gerçi sonradan öğrendim ki tarot kartları ile fal bakmanın da bir raconu varmış. Kart seçiminin hangi el ile yapılması gerektiğinden, kartların enerjisi olduğundan tutun da daha neler neler. Ben kendi çapımda eğleniyormuşum. Öyle fala inanan ya da fal baktıran biri de değilim(arkadaşlar arasında gırgır şamata olsun, sohbet olsun misaliydi benimki). Bir çok arkadaşım ballandıra ballandıra anlatırlardı “ayol falda şu çıktı, fal da bu çıktı. Fala inanmıyorum ama kahve falına bakan kişi yaşadığım şeyleri bir bir ortaya döktü” cümleleri ile beynim yıkanmış olsa gerek ki merakıma yenik düştüm.

Yıllar yıllar önce (ben genç iken derler ya o misal ) arkadaşımın aklına uydum. Kahve falı baktırmaya karar verdim. Meğersem öyle çat kapı gidip olmuyormuş. Kahve falı baktırmak için önce randevu almak gerekiyormuş. Çok yoğun çalıştıkları için kendisine uygun bir tarih veriyormuş. Hadi eğlence olsun diye kabul ettim. Arkadaşım arayıp randevuyu aldı. O tarih, kapının zilini çaldığında yapmamız gereken kafeye gidip bir Türk Kahvesi içmek ve fincanı tabağa ters çevirmek. Kahve fincanı soğuyup sıranız geldiğinde fala bakan kişi sizi ayrı bir masaya alıp anlatıyor da anlatıyor. Siz “aaa evet “dedikçe konuşma devam ediyor. Sizin mimikleriniz, duruşunuz ve ağzınızdan çıkan tüyolar pek bir işe yarıyor fala bakan kişi için demedi demeyin 🙂 Buraya kadar her şey gayet normal. Ancak benim öncesinde yaşadıklarım ve sonrası pek bir trajikomik 🙂 DEVAMINI OKU »

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedintumblrmail

PostHeaderIcon MÜSLÜM BABA

 

 

 

Arabesk müzik denildiğinde ilk akla gelen kişidir MÜSLÜM GÜRSES. Gerçek adı Müslüm AKBAŞ. 7 Mayıs 1953 yılında Urfa’nın Halfeti ilçesinin köyünde dünyaya gözlerini açmış. Hiç de kolay olmayan bir yaşam mücadelesi vererek “MÜSLÜM BABA” lakabını almıştır.

Gençken dinlediğim sanatçılar arasında yer alırdı Müslüm GÜRSES. Lakin hiç sorgulama gereksinimi duymamışım onun hayatını. Şuan vizyonda olan “MÜSLÜM” filmi ile yakından tanıma şerefine ulaştım. Etkileyici, sürükleyici ve  bir o kadar da gerçekçiydi. Aslına bakarsınız filmin hiç de dikkatimi çeken bir konusu yoktu ta ki eşim “hadi kalk gidelim ve izleyelim” diyene kadar. İyi ki de gitmişim ve izlemişim. Ne kadar şanslı olduğumu ve her an şükretmem gerektiğini bir kez daha hatırlatan, derin izler bırakan bir film oldu.

Timuçin ESEN’e de çok teşekkür ederim kendi adıma. Öyle güzel ve gerçekçi oynamış ki seyirciyi içine çeken görsel bir şölen vardı filmde. Sanki karşımda Müslüm Baba’nın kendisi var gibiydi. Eleştiri olarak şunu yazabilirim; keşke film içerisinde Müslüm Baba’nın kendi ses tonundan şarkılara ve konser çekimlerine de yer verilseydi. DEVAMINI OKU »

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedintumblrmail

PostHeaderIcon TÜ TÜ TÜ MAŞALLAH NAZAR DEĞMEZ İNŞALLAH!!!

“Elemtere fiş kem gözlere şiş (Nazar değmesin, hasetle ve kıskançlıkla bakıp kötü düşünenler zarar veremesinler anlamında söylenen bir deyimdir.)” demiş atalarımız yıllar boyunca. Günümüze kadar da gelmiş. Nazara inanmıyor olabilirsiniz  ama bu yazıyı okuduktan sonra bir ünlem oluşabilir beyninizin bir köşesinde…

Nazar kelimesini halk diline indirgersek “kıskanç, kötü niyetli kişilerin gözlerinin ya da sözlerinin kıskandıkları nesneye veya kişiye zarar vermesi” olarak açıklanabilir. Bilimsel olarak ise; “Gözdeki foto reseptörlerin kasılması sonucu açığa çıkan negatif ve pozitif göz akım dalga ışınımına” nazar denir. Kişilere nazar değdiği andan itibaren bazı hastalık belirtileri dışa vurabilir. Nazar sonucu oluşabilecek fizyolojik etkiler; baş dönmesi, ani mide bulantısı, ayak kayması, bulanık görme, refleks bozulmaları, gözlerin kızarması, göz küresinin büyümesi, sebepsiz esnemeler, sakarlıkların başlaması, çeşitli hastalıklar, bir yerden düşme, gözde kan birikimi, sivilceler, elde veya başka bir yerde siğiller çıkması, göz çıbanları, kaş dökülmesi, boğaz ve kulak kaşıntısı, saç dökülmesi, cinsel iktidarsızlık, sakal ve saç kıran, mide ağrısı, dudak kuruması, ayak-el ağrıması, bel ağrısı, burun kaşıntısı, kulak çınlaması, göz bulanıklığı, el-ayak kaşıntısı vb gibi fizyolojik bozukluklar görülebilir. İlla ki kişiden kişiye fark edecektir. Hatta aurası düşük olan kişilerde nazar değmesi ölümle bile sonuçlanabilir.

TÜ TÜ TÜ MAŞALLAH, NAZAR DEĞMEZ İNŞALLAH… Ne zaman ki ikinci bebeğimi de sağlıkla kucağıma aldım hep bir nazar hep bir nazar. Önce insan inanmak istemiyor. “YOK CANIM NE ALAKA nazar” diyor demesine de artık demiyorum. Ya ne olur herkes GÖZLERİNDEN ÇIKAN IŞINIMA SAHİP ÇIKSIN! Gıpta etmek, haset etmek, kıskanmak eğer iyi şeyler olsaydı hayat bundan ibaret olurdu. Şükür etmek ve elindekilerin kıymetini bilmek kadar güzel duygular yok. Varsın herkes beni huysuz bilsin, varsın herkes beni ve eşimi ilgisiz bulsun, varsın herkes bizi kavgacı gürültücü bilsin, varsın herkes bizi kötü bilsin, varsın herkes bizi sevgisiz saygısız bilsin, bilsin ki NAZAR DEĞMESİN. İmrenme olmasın. Allah herkese gönlüne göre versin. Benden, ailemden, sevdiklerimden O GÖZLER IRAK OLSUN LÜTFEN. DEVAMINI OKU »

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedintumblrmail

PostHeaderIcon “HASTA OLMA LÜKSÜN YOK”/MUŞ MEĞER = ANNELİK

Hasta olma lüksün yok! Ay ne sinir bozucu bir cümle değil mi? Kulağı tırmalayan, sivrisinek gibi vızıldayıp asabiyet yaratan kelimeler topluluğuna hadi oradan demeyi pek çok pek çok isterdim de MEĞERSEM DOĞRUYMUŞ. Anne rahmine düştüğünü öğrendiğiniz zaman başlıyormuş hastalıkla savaş maratonu. Her seferinde kulaklarımı o sese karşı tıkayan bana kapak oldu. OH MİS 🙂 Gülüyorum ağlanacak halime.

Birken iki olup sonra üç olup ve sonunda dörtledin mi tam anlamıyla anladım anneliği ve yaşamı. Bir ay oldu ve bir ay daha var önümde. Ayağımı kırdım evin içinde. Ayağım burkuldu ve çocukların oyuncağına basarak, tarak kemiği ÇAT diye kırıldı ve olanlar oldu. İlk bir saat kavrayamadım kırıldığını ya da kavramak istemedim. Evde iki çocuk var ve KAPTAN MAĞARA ADAMI gibi evin dört bir köşesine uçmaya çalışan ben için ayak kırılması demek = HÜSRAN 🙁  DEVAMINI OKU »

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedintumblrmail
Son Yorumlar
    Facebook
    Facebook By Weblizar Powered By Weblizar
    Reklam